Uslu İskele Sancak'ın konuğu oldu
 Çözüm sürecinde yaşanan son gelişmelerin değerlendirildiği programda Çorum Milletvekili ve TBMM İdare Amiri Salim Uslu, Dışişleri ve Devlet Eski Bakanı Şükrü Sina Gürel, CHP Manisa Eski Milletvekili Şahin Mengü, BDP Eski Milletvekili Yeşiller ve Sol Gelecek Partisinin Kurucusu Ufuk Uras ayrıca gündemdeki konuları da değerlendirdiler. 
Uslu programda, “Bir devletin; yurttaşlarının can güvenliğini sağlamak, yaşama hakkını güvence altına almak, herkese refahı sağlamak, toplumsal barışı tesis etmek devletin asli görevlerindendir. Otuz yıl önce 300-500 kişi ile Eruh’ta başlayan bir PKK hareketi daha sonra nasıl olmuşta kitleselleşmiştir? Sıkıyönetim ilanına rağmen, olağanüstü hallere rağmen, faili meçhullere rağmen eğer bir terör hareketi kitleselleşerek devam ediyorsa ortada hakikaten bir hukuksuzluk vardır. Asıl hukuksuzluk oradadır. Şimdi Türkiye’nin devlet olarak uygulamadığı şey kalmadı. Ne tür tedbir gerekiyorsa engellemek için bunları aldı. Şimdi geldiğimiz noktada eğer bir hukuksuzluk olup olmadığını tartışacaksak son süreçten değil bunu yıllar öncesine gidip oradan başlamak lazım. PKK’nın kitleselleşmesinin arkasında gerçekler nedir? PKK’nın siyasal uzantısının sürekli oy arttırmış olmasının sebebi nedir? Yaşanan bu toplumsal hoşnutsuzluğun sebebi nedir? Sadece Kürt sorunu değil, aynı zamanda başörtüsü takanların dışlanmış olması aynı zamanda işçilerin bir kısım sendikal haklardan,  örgütlenme haklarından yararlanamıyor olması yani devletin resmi politikası ile toplum gerçekliği birbirine uymamıştır. Sosyolojik gerçeklerle devletin tercihleri, öncelikleri birbirine uymamıştır. Bundan dolayı Türkiye’de yönetilemez bir demokrasi anlayışı veya uygulaması ortaya çıkmıştır. Burada biz yönetilemez demokrasiden şimdi yönetilebilen bir demokrasiye geçtik. Yönetimi gerçekleştiren, inisiyatif kullanan, süreci yöneten bir demokrasi anlayışına geçmiş durumdayız. Ortada on yıllık bir iktidar partisi var. % 36 ile başlamış 7 kez seçim ve referandum gerçekleştirmiş ve bunların hepsinde oyunu artırarak gelmiş bir iktidar, bir süreç var. Devlet aklı diyebileceğimiz geçmişten beri yapılan ve zaman zaman da akim kalan çeşitli girişimlerini ileri sürüyor. Burada sorunu çözmek için birkaç yöntem var; taviz verir bitirirsiniz olayı bunu yapmadınız, sorunu çözmeye çalışmak yerine ezer geçersiniz bunu da yapamadınız, ezip geçemediniz sorun giderek kartopu gibi büyümeye başladı. Asimile edersiniz yok edersiniz. Bunu da çok uğraştınız yapamadınız. Başka bir devlete ihale edersiniz. Ve Türkiye başka bir devlete ihale etmek yerine çözümü bizzat kendisi inisiyatif kullanarak milli bir çözüm üretiyor. Nitekim başbakanımızın çok iddialı ve önemli açıklaması var. Pazarlık, gizli gündem, taviz, al ver yok ve milli hassasiyetlerimizi sonuna kadar koruyacağız diyen başbakan var ve bugüne kadarda bütün söylediklerinin arkasında durmuş bir başbakan ve hükümet var. Dolayısıyla burada devlet aklı ve dünyadaki bütün tecrübeler bize yeni ve başka bir yol gösteriyor; Konuşarak sorunu ve süreci yönetirsiniz şuanda da yapılan budur. PKK silahı bırakmak zorunda bunun birkaç tane nedeni var. Türkiye etnik bir ayrışmaya asla uygun değil. 1. etnik çeşitlilik çok fazla 2. iç içe geçmişlik çok fazla. 3. Ciddi entegrasyon geçmişi var. 4. Ortak geçmişi var. 5 ortak gelecek var. 6 PKK da ciddi bir alan daralması var. 7. Yüzyıldır görüldü ki Orta Doğu’nun Türkiyesiz bir geleceği yok. PKK silahı bırakmak zorunda olduğu için çözüme mecbur gördü kendisini ya da PKK’nın lideri kendisini mecbur gördü. PKK’nın lideri dışında, PKK’nın siyasi kanadı inisiyatif kullanamadığı için PKK asıl sahibi devrede. Hal böyle olunca işin sahibiyle sorunu çözmek daha makul ve daha kolay geldi. 
Yasalarda bir bütünsellik yok. 
Yasaların çağın gereklerine, toplumsal dinamizme, ihtiyaçlara göre yeniden düzenlemiyoruz. Burada şunu söyleyeyim, bir hukuk saplantısı içerisine girmek doğru değil. Hukukun temel görevi nedir? Toplumsal güveni, güvenliği sağlamak,  toplumsal barışı ve huzuru sağlamaktır. Eğer yaptığınız uygulamalar ortaya koyduğunuz pratikler, toplumsal huzuru, güveni sağlamaya yetmiyorsa demek ki oradaki hukuk düzenlemelerinizde ya da yasal düzenlemelerinizde toplumsal gerçeklikle bir açık vardır. Mevcut yasal düzenlemeler şuanda yapılan iş hukuka, yasaya uygun mudur diye tartışmak yerine meşru mudur, değil midir? Yani, akan kanın durması, oradan gelecek tabutların sona ermesi, ağlayan anaların ağıtının dinmesi, babaların acılarının dinmesi söz konusuysa devlet aklı ve dünyadaki tecrübe ne ise oturulur konuşularak çözülür.  
Uslu canlı yayında Demokratik açılımların 2005’ten beri devam ettiğini bu konuda yapılmış bir sürü düzenlemelerin olduğunu vurgulayarak, “İsimler üzerindeki tahditler kaldırılmış, bir kısım anayasal düzenlemelerin yapılmış, üniversiteler yeni bölümler açmış, faili meçhuller sona ermiş, sıkı yönetim, ohal kaldırılmış, hukuksuzluğa buluşanlar yargı önüne çıkartılmış bunun gibi daha bir çok konularda çok ciddi adımlar atılarak geliniyor. Demokratik açılım nedir? İçi boş diye küçümseyenler aslında zamanla içi dolduruluyor diye görmezden geliyorlar. Eğer bugün çözüm sürecine yönelik toplumsal bir kabul varsa demokratik açılımların ne anlama geldiğini toplumun muhalefetten daha önce kavradığı gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Birde niyet okumaya fal bakmaya gerek yok. Burada örgütün lideri diyor ki; “Ben bugün milyonlarca kişinin şahitliğinde yeni bir süreç başlatıyorum. Silah değil siyaset öne çıksın bu bir sonuç değil yeni, bir sürecin başlangıcıdır.” Yani bir gelecek söz konusudur. Biz gelecek üzerine ne söyleyeceğiz, ne söylemeliyiz. Elbette kaygılar olabilir. Ama bu kaygılara, korkulara, vehimlere, paranoyalara, görüşlerimizi dayandırmak çözüme dair önerilerimiz veya modelimiz varsa bunları ortaya koymalıyız.” dedi.
Yaşadığımız ya da yaşanan sorun 30 yılın sorunu değildir ve çözüme dair referansları da son 30 yılda 40 yıldaki siyasal süreçlerle ya da hukuk dışılıklarla ya da resmi görüşte ya da herhangi bir örgüt tanımıyla birleşik kavramlarla izah etmek mümkün değildir. Bu sorun aşağı yukarı 1800’lü yılların başından beri devam etmektedir ve Türkiye bu sorunu birazda kendi coğrafyasındaki diğer sorunlarla ilişkilendirerek çözmek zorundadır. Yani Kürt sorunu meselesi sadece Türkiye’nin içinde sorun olmaktan çıkmış Orta Doğunun geniş bir sorunu haline getirilmiştir. Türkiye tamda bu karmaşık noktada inisiyatif kullanmaktadır. Kendi milli hassasiyetlerine, tarihsel rolüne uygun, kendi medeniyet kodlarına, kültürüne uygun bir anlayışla, yaklaşımla sorunu çözmektedir. Ne ABD ne Almanya ne de başkası bu işe karıştırılmamaktadır. 12 Eylül deki uygulamalar aslında sorunu daha da derinleştirmiştir ve bir hata değildir. Bilinçli bir tercih, dışlama, inkâr politikası söz konusudur. Bugün sorunu büyütende bu inkâr politikaları olmuştur. Bu gerçeği de göz önünde bulundurmak lazımdır. 

CHP’NİN ÇÖZÜME DAİR SÖYLEYEBİLECEK SÖZÜ YOK
Uslu, “Türkiye’de iki seneye yakındır bir anayasa süreci yaşıyoruz. Ondan önceki süreçleri de dikkate alırsanız halâ kendimize özgü sivil, demokratik, katılımcı, çoğulcu ve topluma iyi bir yol haritası oluşturacak anayasa yapamadık. Şimdi Avrupa’daki, İspanya’daki anayasalar kötü ama oturmuş oradaki herkes taşın altına ellerini koymuşlardır ve uzlaşarak demokratik bir anayasa çıkartmışlardır. Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki; “bilmediğimiz bir sürece nasıl dâhil olacağız?” Ana muhalefet liderisin sana gelelim bilgi verelim deniyor ben yokum diyorsun. Mecliste yeni bir yapı oluşturuluyor temsilci ver diyorsun oraya temsilci vermem diyorsun.  Ak Parti CHP’yi niye sürece dâhil ediyor. Bir pazarlık yapmadık deniyorsa süreç iyi gidiyorsa deniliyor. Sürece dâhil edilin sizde Türkiye’nin partisisiniz. Sizin Kürt sorununa ilişkin, barışçıl yaklaşımlar için sözünüz varsa burada masada söyleyin diyorsunuz kendi söyledikleri ile çelişen paradoksal bir tutum alıyor. Hem barışa evet hem çözüme hayır. Hem bilgimiz yok diyorsunuz hem bilgi istemiyiz diyorsunuz bu nasıl anlayış. Arkasından ikinci söylediğini yok sayıyor. Ak Partinin hukuksuzluğuna meşruiyet aramak, günah keçisi arama çabası içinde biz ortak olmayız diyor. Niye bizi dâhil etmiyorsunuz niye bizi davet ediyorsunuz çözüm sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesine biz inanmıyoruz diyor. O zaman kardeşim sen madem bilmiyorum, bilgim yok diyorsun niye bunları söylüyorsun. Şimdi böyle bir yaklaşımla sürece katkıda bulunmak mümkün değil. Süreci eleştirenlere şunu soruyorum Çözüme dair sizin ortaya koyduğunuz öneriniz nedir? Partide iki ayrı grup farklı bildiri yayınladı. CHP önce kendi içerisinde bir görüş oluşturmuş değil. Çözüme dair söyleyebilecek sözü de mecali de yok. “ dedi.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

Genç belgeselciler gururlandırdı
Bu yıl 9'uncusu düzenlenen 9. Uluslararası TRT Belgesel Ödülleri Festivali'ne katılan Çorumlu gençler,...

Haberi Oku